Aşk..
Aşk…
Aradığınız ‘haz’ ise başında beklemek, beklemeyi bilmek gerekir. Açlığınız dayanılmaz boyuttaysa yediğiniz yemeğin tadını damağınızda hissetmezsiniz bile. Kan şekeriniz düşmüş, eliniz ayağınız titremeye başlamıştır. Bir an önce midenize bir şey göndermelisiniz. Sussun… Sussun ki rahatsızlık duymayasınız. Ya mideniz dolduktan sonra. Aldığınız bir tat, damağınızda kalan bir lezzet bile hissetmezsiniz.
Yaşadığımız çağ hız çağı… Zamanı yudum yudum, tadına vararak yaşayacak sabrı çoktan unuttuk. Televizyon izlerken artık reklâm aralarını bile beklemeden kanal değiştiriyoruz. Yemek tercihlerimiz değişti, hızla tüketebileceğimiz hatta yürürken yiyebileceğimiz yemekleri tercih ediyoruz.
Eğlence mekânlarımızı seçerken gürültülü olanı seçiyoruz. Gürültü durduğunda ne konuşacağımızı şaşıracak kadar durdurduk hayatı. Oysa sessizlik birbirimizle iletişime zorlar bizi. Sevdiğimize onu nasıl sevdiğimizi sözcüklere dökmek için kendi sesimiz yetmediğinde şiire sığınmayalı onun salıncaklı kollarına kendimizi bırakmayalı ne kadar uzun zaman oldu.
“Ben onu seviyorum” dediğimizde “çünkü” diyoruz. Oysa sevmenin “çünküsü” yoktur. Sadece seversiniz. Nedeni yoktur özlemenin. Nedeni yoktur kıskanmanın. Nedeni yoktur huzursuzluğun. Ama sabah kalkınca ilk aklınıza gelen “uyanmış mıdır?” sorusu olur. Tabii ki uyanmıştır da. “O şimdi ne yapıyor / Evde mi, sokakta mı,/ çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?” der Nazım. Ve siz peşine düşersiniz söylenenin.
İlk gördüğünüzde dikkatinizi çeken, yolunuzu ona çevirmenize neden olan, belki yüzündeki yara izi; belki saçma sapan hırçınlığı; belki yolun ortasında kimseye aldırmadan şarkı söylemesiydi.
Birden hayatınızın ortasına gök gürültülü bir yağmur öncesinde, çakan yıldırımlar gibi, ışıklar çakarak girdi. Kim bilir.
İyi de hayatınıza böyle giren birini neden kendinize benzetmek istersiniz ki? Ya da tanıdığınız başkalarına. Neden annenizin, mahallenizin çizdiği kalıplara sokmaya gayret edersiniz?
Onu severken, kalbinizi yerinden oynatırken, başkalarından farklı diye sevmediniz mi? Madem derdiniz başkalarına tıpatıp benzeyen birisiydi neden onu seçtiniz? Ben cevabını biliyorum.
Önce farklı diye çekti kendine sizi. Ama siz onun farklılığını savunacak kadar cesur yürekli bir şövalye olmayı asla beceremezsiniz çünkü sevgi sabır ister, pişmanlıktan hoşlanmaz, perişanlıktan nefret eder, ümitsizlik mi, o hele gözüne hiç görünmesin. Ve işte o zaman şair yine devreye girer ve usulca kulağımıza dizelerini söyler. Eğer duymak isterseniz duyarsınız. Duymazsanız hayat birbirine benzeyen sıradan günler gibi geçer gider. Eğer isteğiniz sevdiğinizle yaşayacağınız hazsa, duyarsınız şairi. O zaman Suat Taşer söylesin, kim bilir belki bir kaç kişi daha duyar.
OLMALI
Yâr güzel olmalı
Olunca civelek olmalı
Bahar olmalı bahar
Baharda akşam olmalıBir pencere olmalı
Denize karşı
Ve her şeyden evvel insan
Âşık olmalı
Pişman değil
Perişan değil
Ümitsiz de değil
Âşık dediğin
Sabırlı olmalı
Bu yazı turkmag.com (nilanya) dan alıntıdır.

(8 oy verilmiş. 5 üzerinden 4.25)


toprak demis ki: 09.03.08 at 15:48
aşk dünyada ki enğüzel şeydir
azat demis ki: 12.03.08 at 12:34
ben üye olmaka istiyorum beni üye yaparsanız cok sevinirim
ceren demis ki: 16.03.08 at 16:41
süper yhaa
nesrin demis ki: 08.04.08 at 21:43
AŞK bir vişne yeye kişne.AŞK bir sudur iç iç kudur………………